Okuma Odası » Bakmadan kuş yapabilir misin?

Sevgili Claire’e bu güzel yazısını bizimle paylaştığı için teşekkürler..

Origami nedir?

—Basit ve iki boyutlu bir kareden, üç boyuta geçmenin gizemi…

—Her seviyeye hitap eder. En basitinden hemen hemen imkânsız bir sekle… Hem mantığı hem de sabrı artırır… Kişinin geliştirmesi gereken, hayata faydalı yetenekler…

Sevgili Claire’e bu güzel yazısını bizimle paylaştığı için teşekkürler..

Origami nedir?

—Basit ve iki boyutlu bir kareden, üç boyuta geçmenin gizemi…

—Her seviyeye hitap eder. En basitinden hemen hemen imkânsız bir sekle… Hem mantığı hem de sabrı artırır… Kişinin geliştirmesi gereken, hayata faydalı yetenekler…

—Zorunlu değil; yapmak isteyen yapar… Ama cazibesine dayanmak güç.. .

—Sınavsız… Ölçen, sadece sensin… Bugün yapamazsan, yarın yine denersin…

—İster istemez kafa çalıştırır: Talimatları anlayabilmek için, açı ve oranlara dikkat etmek için, katlama hareketlerini sıralamak için… Ve başkasına öğretirken uygun kelimeleri bulmak için…

—Yüzde yüz konsantrasyon… Her adım ilgi ister; her ayrıntı tam olmalı; her katlama mükemmel yapılmalı… Origami yaparken dertler unutulur…

—Geometri… Hem iki hem üç boyutta alıştırma: Kare, üçgen, 90 0 -45 0 açı, çizginin ortası, açının yarısı, simetri…

—Yaratıcılık… Düz kâğıttan bir sürü şekil yaratılabilir… Prensipler öğrenildikten sonra, modeller değiştirilebilir, süslenme yapılabilir…

—Sembolik… Zaman ve çaba harcayıp, başkasına hediye edersin… Maddi değeri olmasa bile, anlayabilenlere, ek değeri fazla…

—Geçici… Bakılmazsa, kâğıttan nesne hassas ve kırılgan olur; saygı ve bakım ister… Bazı küçük çocuklar bile bunun farkındayken bazı insanlar asla anlamazlar…

—Özgüveni artırıp, Yapamamları yıkmaya başlayabilir…

—Görsel zekâ faaliyeti… Sekiz zekâdan biri; görmeyenlerde önemli…; Origami’yle, bağımsız hareket temel kavramı olan zihinsel haritası’ gelişir.. .

—Tabii ki en önemlisi: Zevk!

Benim Origami yolculuğum, yıllar önce ilkokuldayken, basit bir topla başladı; ama kimden öğrendiğimi hatırlamıyorum. Saatlerce, süslü hediye paket kâğıdından kareler kesip boy boy katlardım: İpliklere asilmiş halde rüzgârda dönerdi yaptığım toplar. O günlerde, Origami hakkında ne kitap ne de dernek vardı; Japonya dışında pek bilen olmadığını duymuştum. Öğrendiğim kus ve kurbağa, yıllar sonra seyahatte çok faydalı oldu: Himalayalar’daki iki günlük otobüs yolculuğunda, ağlayan bir çocuğu eğlendirmek için eski bir otel faturasından mucize eseri bir oyuncak yarattım. Öteki yolcular da rahatladılar. Onlarla arkadaş olduk; bir kaç aile beni evlerine davet etti. Birbirimizin dilinden anlamasak da, o parlayan gözlerdeki merak, istek, tatmin, mutluluk, umut gibi duygular o kadar açıktı ki.

Türkiye’ye geldikten iki yıl sonra, Aydınlıkevler Körler Okulu’na gittim. Bir hafta sonuydu. Ders yoktu. Yatılı çocuklar, boş boş oturup sonraki yemeği bekliyorlardı pasif ve meraksız bir halde. En azından bana böyle geldi. İmkânsızlıktan mı, uyarıcı eksikliğinden mi? Bu kadar insan, bu kadar zaman boşa harcar mı? Akıp giden zamana yazık değil mi?

Görmeyen birinin neler yapabileceğini, bu dar ufuklu çocuklara aktarmak istiyordum. Bir arkadaşımın hikayesini mi anlatsaydım acaba? İngiliz Sue, kendi kitaplığını yapabilmek için marangoz kursumuza gelip hepimize bir ders vermişti: Görmeyenler; hem kitap okur, hem marangoz olabilir, hem de bir öğretmene, görmeyen birisine nasıl öğretilebileceğini gösterebilir. Ama çocuklara hikâye anlatmak yetmezdi: fazla pasif, ders gibi olurdu. Oysa bir örnek, uzaktaki amacı göstermeye yeterdi. Ama ilk adimin nasıl atılacağı, son durağa hangi yoldan gidileceğini göstermeye yetmez. O zaman; ders vermeden, zorlamadan, davet ederek çocukları çeken ve çağıran bir şey gerekiyordu: Tabii ki Origami!

Aslında, başlangıçta biraz endişeliydim: Görmeyen birisi, Origami yapabilir mi?? Uyarıcı bir olay, faydalı olacaksa doğru seviyede olmalı. Bizim, ?normal’ insana göre düzenlenmiş toplumumuzda bu çocuklar zaten yeterince hayal kırıklığı yaşıyorlar. İlk etkinliğe, düşük beklentiyle başladım; çocuklar, yapamazsa bile en azından Origami hakkında bilgi sahibi olacaklardı. Endişeye gerek yoktu. İlk gün, beklediğimden çok fazlasını yaptılar. Başka neler yapılabilir? Fark ettim ki en büyük engel, görmemek değil imkânsızlık, isteksizlik ve özellikle düşük beklentiydi.

Origami’nin çok görsel bir faaliyet olduğu düşünülür. En azından, görenler böyle algılar. Ancak, hiç bakmadan yapmak da mümkündür; ayrıntılar, birbirinden çok farklı yol ve yöntemlerle ortaya çıkarılabilir. Gören birisi, görmeyenlere bir olay anlatabilmek için, konuyla ilgili bazı boyutları ya da detayları onlara göre adapte edebilmeli. Görenler için önemli bir kriter, görmeyenler için bir anlam taşımayabilir; ama böyle bir kriter, uygun değişikliklerle, görmeyenler için de anlamlı hale gelebilir. Origami’yi, görmeyenlere sözlü olarak anlattığımda birkaç yeni nokta dikkatimi çekti. Örneğin simetri, görenler için anlamlıdır; çünkü onlar, ayna görüntüsünü tanırlar. Ama bunun için, bakmak ve görmek gerekir. Açı da zor bir kavramış görmeyenlere. Ancak bazı basit Origami şekillerinde bile, sürekli olarak 90 derece ve 45 derece açı yapmak gerekiyor. Tabii ki onlar da yapabilirler bunu; sadece, farklı bir bakış kullanmak gerekir.

O aylardan aklımda iki an kaldı. İlki; on iki çocukla bahçede oturuyorduk. Claire’in, kendilerine, kâğıttan kurbağa yapmayı öğretmesine karar verdiler. Birçok çocuğa Origami anlatmıştım, dillerini bile bilmeden. Bak, Böyle gibi az sayıda kelime yeterliydi. İnsan, görebiliyorsa, bakıp aynisi yapabilir. Ama bu çocuklar görmüyordu ve sadece Türkçe biliyordu. O gün, hayatımda gördüğüm en zor dil testlerinden birini yasadım: Her hareket ve her ayrıntı sadece kelimeyle tam ve doğru olarak aktaramayınca, yirmi dört el birden ellerime sabırsızca saldırıyordu örneği görmek için. Öteki silinmez ani ise; hemen hemen görmeyen on dört yaşında bir gencin bana kanatlarını çırpan bir kus yapmayı öğrettiği zamandı. Artik bu uçan kuşu başkalarına öğrettiğimde, kimden öğrendiğimi mutlaka anlatırım, insanların duyarlılığı artırmak için.

Bugünlerde çok fazla yeni şekil öğrenmiyorum. Evde, fazla Origami kitabim var, bilmediğim dilerde bile. Ama sanki başka bir aşamaya geçtim. Amacım, yeni şekiller öğrenmek değil artik; sonuç ve miktarla fazla ilgilenmiyorum. Süreç ve kalite, ilgimi çekiyor simdi. Birisi, neden Origami öğrenmek ister? Öğrenince zihninde neler gerçekleşir? Yapamayınca, neler olur? Mantıksal alternatifler ortaya çıkınca, engelin üzerine gitmek daha da kolaylaşır. Görme engeline rağmen Origami yapabilenler, önümüzde farklı yollar açabilir. Origami, hem hoş hem de uygun bir mecazdır: Basit bir kare, çaba göstermeyenler için önemsiz bir kâğıt olarak durur, bilinçli davrananlar için ise potansiyelle doludur. Dikkatsizlik, yapılan isin değerini yıkar. Uğraşmadan, kazanç olmaz.

Faaliyetin önemini giderek daha iyi anlıyorum; sadece, çocuklar için bir elişi olarak görmüyorum. Origami, bir çocuğa, başkasından istemek yerine seçmek, karar vermek, hareket etmek, yaratmak imkânı sağlar. Büyüyen çocuk için, yeni bir olay denemek de önemlidir; pasif ve korunmuş bir insan, yeni şeylerden kaçınır, hata yapmaktan korkabilir. Origami’nin sonucu ne kadar şirinse, yapma süreci de o kadar heyecan vericidir. Bir insan için, sadece var olmak yetmez; potansiyel geliştirilmez ve beyindeki hücreler arasında bağlantı kurulmazsa zihinsel gelişme olmaz. Bilmek + Yapmak = Yapabilmek. Engelli bir çocukla ilgilenen iyi niyetli bir kişi, bilinçsiz bir yaklaşımla, çocuğun toplumsal yasama aykırı tavır kazanmasına yol açabilir. Zavallı engelli olarak büyüyen bir çocuğu, normal çocuktan farklı olarak, birçok ?tehlikeli’ faaliyetten uzak tutarak korumak isteyen kişi, aslında bilmeden, engellinin kendisine güvenini zayıflatır, gururunu kırar. Aşırı korunmuş çocuk ise, zamanla, psikolojik manipülasyon yani başkasına istediği her şeyi yaptırmayı öğrenir. Böylece, bir denge oluşur ki; engelsiz özgür insan, uğraşarak aşağılanırken özgürlüğü elinden alınmış engelli insan, uğraşmadan yönetir. Bu bağımlılığın temeli olan duygu sömürüsü, bilinçdışı bile olsa, kimilerince çok iyi kullanılır. Bu denklemde, umut ve saygı, kolaycılığa teslim olur. Gururu yok eden bağımlılık, sağlıksızdır. Bir çocuk, yeni şey öğrenmeye merak ve çaba göstermezse, tek engelliyken birdenbire çok engelli olur. Ama aslında, derinde her insan, mümkün olduğu kadar başkalarına, sıradan diğer insanlara benzemek, normal olmak ister.

Kısacası: Origami, engelleri aşar; Origami yapabilen engelli de kendi aşar.

Origamisan

Leave a reply

You must be logged in to post a comment.